Babam çocukluğum boyunca o kadar çok seyahat etti ki, hep valiz açılıp içindekilerin yıkanıp paklanıp, yeniden valize konduğu günler var aklımda. Bir de Pazartesi sabahı çıkılacak seyahatler öncesi Pazar sabahtan itibaren evimizde dolanan o koku burnumda. O huzursuz, o tedirgin, özlem ve kaygı karışımı koku…
Sorardım babama, sizden ayrılacağım için huzursuz oluyorum derdi. Anlamazdım…
Kalandan öte gidene koyarmış o kilometreler bilmezdim…
Anne olduğumdan beri ben şehirlerarası yolculuklarda arka koltukta bile kemer takar oldum. Tehlikeli hiçbir işe kalkışmaz, kayalıklardan denize atlamaz, camdan sarkmaz, aksiyon aramaz, hızlı araba kullanmaz oldum.
Hep şu soru var aklımda: Ben kendime iyi bakmazsam O`na en büyük kötülüğü yapmış olmaz mıyım?
Onunla aynı arabada, uçakta uzun yolculuğa çıkarken huzursuzluğa dair tek gram barındırmadığımı fark ettim. Çünkü bir şey olursa ikimize birden olurdu. Ben yanında olurdum. Korksa bile yanında olan ben olurdum. Ama şimdi tek başıma yarım gün mesafesinde uçacağım bir uçakla gideceğim bir ülke beni heyecanlandırmaktan öte sadece tedirgin ediyor. “Ya bana bir şey olursa?” sorusu kulaklarımda uğulduyor. Susturmaya çalışıyorum kendimi. Çocukça bile değil bu kurduğum cümle biliyorum, aptalca hatta ama o öyle küçük ve onun küçüklüğünün benim koruma güdüm üzerindeki gölgesi öyle büyük ki…
Anne olmak sadece onu korumak değilmiş.
Anne olmak kendini de korumak demekmiş.
Anne olmadan önce bilinemeyeceklerden biriymiş…
Çocukluğumun o Pazar günlerinin kokusu bu gece daha net burnumu sızlatıyor. Valizim hazır, kalbim pıt pıt, dilimde bir dua: Allah sevdiklerimi benden ayırmasın…
|