Kalp kırmak kolay şey…
Toplamda alacağı saniye sayısı 2 bile değil. Tek bir kelimeye bakıyor. Küçücük tek bir kelimeye. Hatta bazen kelimeye bile gerek yok. Bir tek mimik.
Sözsüz kalp kırmak diye bir terim var mı acaba lügatta?
Kalp kırmak bir silsile…
Sabah kırdığın bir kalp, arkasından getirdiği öfke, beraberindeki sorgu, üzüntü, pişmanlık derken hop bir yenisi daha. Hedef en yakınındakinin kalbi bu sefer.....
Dedim ya bu bir silsile.
Sonra belki çocuğun bir sonraki hedefin. Öfkelisin ya kendine. Mazeretin var işte. Olmadık bir şey için O`na da bağırdın mı tamamdır. Tamamlandı mı üçgen?
Rahat mısın şimdi?
Sabah uyandığın andan daha huzursuzsun değil mi?
Bir tanesinden kırılanları toplamak kolaydı biraz daha da, nasıl üçüyle baş edeceksin hesap ettin mi?
O kadar yara bandın var mı?
Her birine yetecek kadar “pardon”un?
Yok değil mi?
Yok elbet.
İyisi mi bir reçete vereyim sana. Otur tırnaklarını ye. Dibinden dibinden ye ki, ertesi gün bastığın klavye, karıştırdığın çorbayı tuttuğun kepçe, dokunduğun kalemin verdiği can acısı hatırlatsın tırnakların sayesinde kırdığın kalp silsilesini. Hatta limon sür ki ucuna ucuna, tam olsun o reçete.
Hatırla!
Hatırla!
Nedense, hep en çok sevdiklerimizi kırıyoruz.
Bize dair tolöre edebileceklerinin sayısının çokluğundan mı?
Nasıl olsa yanımda boş vermişliğinden mi?
Neden?
|