Turkuazoo`ya gittik. Herkes gitti de ben neden erteledim peki bunca zaman?
Anneler deniz güneşli bir tatile çıkarlar da hani, verirler çocuğun önünde bir kırmızı kürekle, beyaz plastik saplı bir kova; kenarları ipli ve hatta iplerinin uçları boncuklu bol gelen mayoları olur da, kolunda üçgen kollukları ile kumda çırpınır durur ya hani o çocuk. İşte o yıllardan birinde - ki her ne kadar 4`ten önce görsel hafızadaki karelerin hatırlanmadığı iddia edilse de- annemle babamın beni oturttuğu bir Ayvalık plajı sahilinde mayoma çöp balığının girdiğini ve sahil boyu bas bas bağırdığımı çok net bir şekilde hatırlıyorum.
Yaş küçük ama anısı büyük…
İşte o günlerden beri ben balıkla haşır neşirliğini rakı, roka, balık ekseniyle sınırlı tutmayı yeğleyen, derinlik sarhoşluğu, mavi, lacivert, dalmak, deniz altı ve hatta Sharm El Sheikh gibi ifadelerden dahi herhangi bir şekilde haz almayan bir bünyeyim.
Kumda oynamam, kule yapmam, yosun sevmem, balık tutmam, ipli mayo giymem…
Şimdi ben, Turkuazoo`da da binlerce kare fotoğraf çekmeli, her bir balığın hikayesini okumalı, çıkışta gaz insanı profilime tam uygun bir hareketle “bu yaz dalalım sevgilim, n`olur n`oluuuur” diye uzata uzata hobilerime bir yenisini daha ekleme planları yapmalıydım, değil mi?

Oysa, çıkışta “dalmak ister misiniz?” diye soran çocuğa en uyuz sesimle “mersiii” diyip sevgilime “akşama tekir mi yesek ne?” diye sordum iştahım kabararak…
Mayoya kaçan bir yaramaz çöp balığı ve hissettirdikleri…
Bir çocuk 0-4 yaş arası anıları hatırlamaz belki ama o anıların hissettirdiklerini bir ömür boyu unut(a)maz…
O nedenle, kendimize göre olumsuz olarak değerlendirebileceğimiz ama an itibarıyla bazen refleks, bazense anlık öfkeye yenilme sonucu, neticelerini tasavvur etmekten imtina etme tembelliğini gösterdiğimiz her bir davranışımızı, çocuklarımız koca birer adam olduğunda bile halen hatırlamaya devam ederse diye deli gibi korkuyorum.
En zayıf halkam bu belki de…
Bu düşüncelerle şimdi gidip balıklarımı fırına atıyor ve o pis çöp balığını unutmak istiyorum…
|