Bir anneyle tanıştım kızımın okulunda…
Nasıl güzel bir yüzü var hatunun; gözlerimi ne kadar kıssam ya da açsam cildine bakarken; yüzü pürüzsüz…
Benim ki gibi değil yani…
Çizgi de göremedim öyle göz çevresinde falan.
Yaklaştım, baktım.
Zum! Zum detaya!
Yok.
Yargılamayın beni ama yaş belli bir noktaya gelince içgüdüsel bu mevzular, elimde değil.
Günüme şöyle başlıyorum artık…
Günaydın! Nasılsın? Gündüz kremimi sürmeliyim!
Ve akşam…
İyi geceler! Tatlı rüyalar! Göz kremimi sürmeliyim!
Göz çevremdeki çizgilere en uygun gördüğüm yakıştırma “çok gülüyorum ya, ondan bu çizgiler!”
Külahıma anlat!
Tanıştığım bu hatunla bir on yıl var aramızda.
Tersini yazıyor olmayı çok isterdim ama genç olan o.
Artık herkesin yaşını duyunca şöyle bir rakam oyunu oynuyorum kendimle…
O doğduğunda, ben on yaşındaydım yani!
Şu beş yaşındayken, ben on beş!
Sen onken, ben yirmi!
Dur, devam edemeyeceğim!
Hatırlıyorum o günlerimi dün gibi ya, panik oluyorum işte. Neyse.
Matematiğim şahane ilerledi bu durum sayesinde tabii ama lütfen çok detay sormayın, havam kaçıyor.
Bu hatun benden küçük ve evet cildi de pürüzsüz ya porselen bebekler gibi; harika değil mi?
Ama gel gelelim yaşadıklarına ki; pürüzler bambaşka.
Daha çocukken lisede anne oluyor mesela.
Aile evden atıyor; hamile kaldı ya.
Baba olacak tıfıl da zaten liseli, istemiyor kızı ve bebeğini…
Herkes sırtını dönüyor porselen yüzlüye…
Çöpten yemek yediği günler oluyor.
Kaldırımda uyuduğu…
Bir kadın sokakta buluyor böyle çöp karıştırdığı bir gün ve elini uzatıyor.
“Bak ben bu kremleri satıyorum, sen de sat” diyor.
Yol yordam öğretiyor. Ofisinde yatak veriyor.
Satıyor.
Hayatını, senin benim cildime iyi gelen kremden kazanıyor.
Çocuğunu doğuruyor, okutuyor.
Hayattan payına düşeni yaşıyor ve tutunuyor bir şekilde yani.
Birazdan gelecek ısmarladığım kremlerle…
Oradan da sevgilisiyle salsa dersine…
Kızı kocaman, sekiz yaşında…
Cildi harika…
Şimdi hayatı da…
Ama ben onunla tanıştığımdan beri; çizgilerimi daha çok seviyorum galiba…
|